 |
05.08.2010 |
Yeşil Ekonominin Fırsatlarına Odaklanmalıyız
Türkiye ekonomisi 2010 itibariyle satın alma gücü paritesiyle 930 milyar dolar buyuklüğünde, 72 milyon nüfuslu, çok geniş bir yelpazede mal ve hizmet üreten, dışa açıkığı yüksek, dünyanın 16'ncı, Avrupa'nın da 7'nci büyük ekonomisi durumundadır. Kişi başına GSYİH satın alma gücü paritesi ile bakarsak 13 bin dolar seviyesine gelmiş bulunuyor. Son yıllarda kamu dengesi ve bankacılık sektorü başta olmak üzere çok geniş bir alanda gergekleştirilen reformların Türkiye ekonomisini ne kadar güçlendirdiğini ve dış şoklara dayanıklılığının ne kadar arttığını yaşanan global krizde gördük. Hiç şüphesiz Türkiye ekonomisi önümüzdeki 10 yılda hızla değişen dünyada yapısal reformlara devam edecek. Dayanıklılığını ve rekabet gücünü daha da arttıracak. Daha çok doğrudan yabancı yatırım gekecek, daha dışa açık hale gelecek. İnsan gücü kalitesini, yenilik, teknoloji ve yonetim becerilerini yükseltmeye devam edecek.
"Dinamik bir Türkiye göreceğiz"
Verimlilik artışı ve yenilik odaklı bu reformlar çok elverişli demografik yapı, çok uygun jeostratejik konum, makroekonomik ve politik istikrar ve elbette Avrupa Birliğine üyelik süreci ile bir arada gittiğinde Türkiye ekonomisi, yüksek büyüme hızlarına devam edecek ve dünyadaki önemi daha da güçlenecektir. Önümüzdeki 10 yıl sonunda 80 milyon nüfuslu ve satın alma gücü paritesi ile tahminen 1,6 trilyon dolar bir büyüklüğe ulaşmış, dinamik bir Türkiye göreceğiz.
"Çevreci bir bakış açısına ihtiyaç var"
Dünyada yaşanan iklim değişikliği, giderek azalan ve bozulan kaynaklar, kirlenen çevre, hızla artan kentleşme, bunun getirdiği ekonomik ve sosyal sorunlar, sağlık sorunları karşısında daha yeşil bir bakış açısına ihtiyaç var. Bu yeni global bakış açısıyla Türkiye, bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını karşılarken, onların ve en önemlisi gelecek nesillerin yaşam koşullarını kötüleştirmeyen, aksine arttıran, biyolojik çeşitliliğini koruyan, doğal kaynaklarını akılcı kullanan, bu alanda dünya ile uyum içinde hareket eden bir ülke olmalıdır. Her yapılan işin çevreye, çevre temizliği, gevre sağlığı, çevre güvenliği, kaynakların, doğal yapının devamlılığı üzerine etkisinin dikkate alındığı; iş dünyası ve ekonominin yapısal ve yönetsel olarak bu bakış açısına uygun yapılandığı ve işlediği bir ülke olmalıdır. Bu bakiş açısı Türkiye'ye daha dengeli ve sağlıklı, sürdürülebilir bir gelişme ve zenginleşme sağlayacaktır. Bu bakiş açısını güçlendirmek için toplumda çevre bilincini geliştirmeye dönük çalışmalara devam edilmelidir. Toplum çevresel riskler konusunda bilgilendirilmelidir ve çevre ile ilgili çalışmalara katılımı sağlanmalıdır. Çevrenin korunması konusundaki mevzuatın güçlenmesi ve etkin bir şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Toplumun yasaların oluşum sürecine katkı yapması sağlanmalıdır. Mal ve hizmet üretim faaliyetlerinin çevre üzerine verdiği etki dikkatle izlenmeli ve bu etkiyi en aza indirecek önlemler alınmalıdır. Elbette bu bakiş açısının getirdiği bir maliyet olacaktır. Ancak daha fazla da fırsatlar vardır. Yeşil ekonomi beraberinde pek çok yeni iş alanı çıkarmış, bu alanlarda ülkeler ve şirketler arasında rekabet hızlanmıştır. Dünyada önemli bir ekonomik güç olma hedefi olan Türkiye'de şirketler mutlaka bu yeni alanlarda olmalıdır.
"Verimlilik artışı ve inovasyon el ele gitmeli"
Hızlı büyümenin yolu doğru mal ve hizmetleri daha verimli üretmekten ve bunu en iyi şekilde pazarlamaktan geçiyor. Daha verimli çalışmak için verimliliği arttıracak yatırımlar yapmanız gerekiyor. Fiziki ve bilgi altyapısnı çok iyi hale getirmeniz, işgücünün eğitim düzeyini sürekli yükseltmeniz gerekiyor. Çok iyi üniversitelerinizin olması, bu üniversitelerin sanayi ve hizmet sektorü ile yakın işbirliği içinde olması gerekiyor. Verimliliği arttıran üretim yöntemleri geliştirmeniz gerekiyor. Bunları yaparken mutlaka verimlilik artışı ve inovasyon el ele gitmelidir. Yeni ürün ve hizmetler, yeni üretim ve hizmet üretim modelleri geliştiriyor, yeni iş alanları yaratıyor olmalısınız. Bütün bunlar araştırma ve geliştirmeye daha fazla kaynak ayrılmasını gerektiriyor. Elbette bütün bunları koordine edecek, risk alacak ve pazarlayacak müteşebbisler gerekiyor. Bu nedenle mutlaka müteşebbislerin onünün açılması gerekiyor. Bunu başaran, verimlilik artışı, inovasyon ve müteşebbis gücünü eş zamanlı arttıran, kaynakları en doğru ve etkin kullanan ülke rekabet gücünü sürekli arttıran, hızlı büyüyen ve işsizliği arttırmayan aksine azaltan bir yapıya kavuşacaktır. İnovasyon bu sürecin en önemli unsurlarındandır ve globalleşmenin her geçen gün kapsamını genişlettiği, rekabetin gün geçtikçe arttığı bugünün iş dünyasında en temel rekabet stratejisi haline gelmiştir.
"Türkiye mutlaka inovatif yönünü güçlendirmeli"
Inovatif olmayan bir ekonomi yüksek büyüme hızlarını sürdüremez. Aynı şekilde işsizliği azaltamaz. Üyesi olmayı hedeflediğimiz Avrupa Birliği ülkeleri ile ekonomik gelişmişlik farkını kapamak için sürdürülebilir yüksek büyüme hızlarına ihtiyacımız var. Ve bunun için de Türkiye'nin mutlaka inovatif yönünü güçlendirmesi gerekiyor.
|